İmparatorluğun Doğuşu ve Saray Darbeleri Dönemi (1721 – 1762)
Dönemin İdarecileri:
- İmparator I. Petro (Büyük Petro) (1682 – 1725, İmparator unvanı: 1721)
- İmparatoriçe I. Katerina (1725 – 1727)
- İmparator II. Petro (1727 – 1730)
- İmparatoriçe Anna (1730 – 1740)
- İmparator VI. İvan (1740 – 1741, Bebek yaşta tahta çıkarıldı)
- İmparatoriçe Yelizaveta (Elizabeth) (1741 – 1762)
- İmparator III. Petro (1762)
Büyük Petro ve İmparatorluğun İlanı (1721 – 1725): Rusya’nın kaderi, Baltık Denizi’ne çıkış için İsveç’e karşı 20 yıldan fazla süren Kuzey Harbi’nin 1721 yılında Niştat (Nystad) Barışı ile kesin bir zaferle sonuçlanmasıyla değişti. Bu eşsiz zaferin ardından Rus Senatosu, devletin Asyatik geçmişinden kopuşunun ve yeni vizyonunun bir tescili olarak I. Petro’ya Roma geleneklerine uygun olarak “İmparator” ve “Büyük” unvanlarını takdim etti. Böylelikle Çarlık Rusyası resmen Rus İmparatorluğu hüviyeti kazandı.
Petro, devleti rasyonel, merkezi ve Avrupa modeline uygun bir makine gibi yeniden inşa etti. Bataklıklar üzerinde kurduğu yeni başkent St. Petersburg, ülkenin “Avrupa’ya açılan penceresi” oldu. Kilisenin devlet üzerindeki bağımsız otoritesini kırmak için 1721’de patrikliği kaldırdı ve Kutsal Sinod’u kurarak Ortodoks Kilisesi’ni doğrudan devlete bağlı bir bürokrasi dairesine dönüştürdü. Ordu ve donanma baştan aşağı Batı tarzında (özellikle İsveç ve Alman askerî kanunları kopyalanarak) modernize edilirken, ekonomi de devlet tekelinde ağır sanayiye (Ural demir-çelik madenleri) yönlendirildi. Ancak bu “yukarıdan inme” Batılılaşma, halkın üzerinde devasa bir vergi ve zorunlu çalışma yükü yaratırken, köylülerin topraklarına ve efendilerine daha da sıkı bağlanmasıyla serflik (toprak köleliği) kurumunu iyice katılaştırdı.
Saray Darbeleri ve “Fetret” Dönemi (1725 – 1762): Büyük Petro’nun 1725’teki ölümünden Büyük Katerina’nın 1762’de tahta çıkışına kadar geçen 37 yıllık dönem, bir yazarın tabiriyle “Rusya’yı âşıkların yönettiği”, yüzeysellik ve saray entrikalarıyla dolu çalkantılı bir dönemdir. Petro’nun taht varisini belirleme konusunda net bir kanun bırakmaması nedeniyle bu süreçte Rusya’yı altı farklı otokrat (üç kadın, on iki yaşında bir oğlan çocuğu, bir bebek ve zihinsel yetersizliği olan bir lider) yönetti. Bu yıllarda tahtın gerçek belirleyicisi, soylulardan oluşan elit aristokratik zümreler ve silahlı muhafız alaylarıydı.
Çariçe Anna dönemi (1730-1740), Alman gözdelerinin, özellikle de baş danışman Biron’un devlet işlerini tamamen elinde tuttuğu, Rus soyluların sürgün edildiği ve “Bironovşçina” olarak anılan korku ve polis terörü dönemi olarak Rusların hafızasına kazınmıştır.
Ancak bir dizi saray darbesinin ardından Büyük Petro’nun kızı İmparatoriçe Yelizaveta (Elizabeth) tahtı ele geçirdiğinde (1741-1762) bu karanlık tablo değişti. Güçlü bir hükümdar olan Yelizaveta, devleti yeniden toparladı, aydınlanma ve kültür faaliyetlerine büyük önem vererek ilk Rus üniversitesi olan Moskova Üniversitesi’ni (1755) kurdurdu ve sanat alanında büyük bir canlanma yaşattı.
Kurumsal Süreklilik ve Küresel Güç: Bu dönemde tepedeki yönetici zafiyetine ve taht kavgalarına rağmen imparatorluk makinesi işlemeye ve genişlemeye devam etti. Nüfus hızla artıyor, güneydeki ve doğudaki yeni toprakların yerleşime açılmasıyla Rusya, Avrupa’nın coğrafi olarak en büyük ülkesi konumunu sürdürüyordu. Dış politikada Yelizaveta’nın döneminde girilen Yedi Yıl Savaşları (1756-1763), Rus devletinin askeri rüştünü kanıtlamasını sağladı. Rus orduları Prusya’nın ünlü kralı Büyük Friedrich’i defalarca mağlup ederek Berlin’e kadar girdiler. Rusya’nın Avrupa denkleminden dışlanamayacak kudretli bir devlet olduğu gerçeği tescillenmişti.
Ancak Yelizaveta’nın ölümü üzerine tahta geçen ve koyu bir Prusya hayranı olan akli dengesi zayıf yeğeni III. Petro, Rusya’nın tüm savaş kazanımlarını bir çırpıda Prusya’ya iade edince ordu ve soyluların nefretini kazandı. Bu tepki, 1762 yılında eşi Katerina’nın (Büyük Katerina) muhafız alaylarının desteğiyle yapacağı başarılı darbeye ve Rusya’yı dünya politikasının zirvesine taşıyacak zemini hazırlayacaktır.
Aydınlanmış Mutlakıyet, Büyük Katerina ve Avrupa Siyasetinde Zirve (1762 – 1825)
Dönemin İdarecileri:
- İmparatoriçe II. Katerina (Büyük Katerina) (1762 – 1796)
- İmparator I. Pavel (Paul) (1796 – 1801)
- İmparator I. Aleksandr (1801 – 1825)
Büyük Katerina Dönemi ve Aydınlanma Etkisi: On sekizinci yüzyıl Avrupa’sında sahneye hâkim olan ve akıl, eğitim ile aydın insanın toplum çıkarına ilerlemesine vurgu yapan laik felsefe (Aydınlanma düşüncesi), imparatorluk Rusya’sına son derece iyi uyum sağlamıştır. Bu dönemde modern Rus kültürü, her şeyin ötesinde eğitimli ve Batılılaşmış bir üst sınıf (kibar sınıf) kültürü olarak şekillenmiştir. II. Katerina’nın tutkulu, güdülenmiş ve iddialı kişiliği devlet yönetimine yansımış; hatta tahtın varisi I. Pavel’in bile (Petro ile evliliğinden ziyade) bu dönemdeki ünlü aşk ilişkilerinden biri sonucunda, sadece Rusya’ya bir vâris kazandırmak amacıyla doğduğu iddia edilmiştir.
Dış Politika: “Grek Projesi” Büyük Katerina ve dönemin en önemli figürlerinden Potemkin, dış politikada “Grek Projesi” olarak bilinen çok geniş kapsamlı ve iddialı bir hedef gütmüşlerdir. Bu proje, Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’daki varlıklarının fethedilmesini ve İstanbul merkezli büyük bir Hıristiyan imparatorluğunun yeniden kurulmasını içeriyordu. Bu vizyona öylesine inanılmıştı ki Katerina, ikinci torununa Konstantin adını vermiş, onu Yunanlı bir bakıcıya teslim etmiş ve madalyonlarına Bizans’ın sembolü olan Aziz Sophia figürleri bastırmıştır.
İç Kriz: Pugaçev İsyanı Katerina döneminin en büyük iç sarsıntısı ve halk ayaklanması Pugaçev İsyanı olmuştur. Pugaçev, yandaşlarına serfliğin sona ereceği (köylülerin özel şahıslar yerine çara ait topraklarda çalışacağı), toprakların ücretsiz kullanımı, vergilerden ve askerlikten muafiyet gibi vaatlerde bulunmuştur. Dini bir dil de kullanan Pugaçev, “Eski İnananlar”a eski geleneklerin (eski haç ve dualar, sakallar) geri döneceği sözünü vermiş ve kendisini İsa adına Rusya’yı boyunduruktan kurtarmak için gelen ilahi bir kurtarıcı olarak resmetmiştir. İsyan sırasında kırsal mülklere ve şehirlere yapılan saldırılarda pek çok toprak sahibi öldürülmüş, yağma, talan ve cinayetler olağan hale gelmiştir.
Nihayetinde isyan bastırılsa da, serflik kurumu Rus devletinin ve serf sahiplerinin milyonlarca insanı yönetme görevinin temel dayanağı olmaya devam etmiştir. Üstelik patlak veren Fransız Devrimi’nin getirdiği radikal fikirler, Rusya’da var olan kurumlardaki (serflik ve otokrasi) ataleti ve tutuculuğu daha da güçlendirerek özgürlükçü adımların önünü kesmiştir.
- Aleksandr Dönemi: Umutlar ve Hayal Kırıklıkları (1801 – 1825): Katerina’nın oğlu I. Pavel’in kısa ve çalkantılı süren saltanatının (1796-1801) ardından tahta çıkan I. Aleksandr dönemi, başlarda çok büyük beklentilerle karşılanmıştır. Ünlü yazar Nikolay Karamzin, 1801’de çara ithaf ettiği şiirde onun Katerina’nın altın çağını, bilgece yasaları ve zafer günlerini geri getireceğini müjdelemiştir. Gerçekten de bu devrin başları, Rusya’nın otoriter geçmişini aşıp devlet biçimlerini anayasal boyutta liberalleştirebileceği ve Batı’nın tarihi akımlarıyla birleşebileceği bir fırsat dönemi olarak görülmüştür.
Ancak I. Aleksandr devrinin en çarpıcı yanı, ne kadar çok reform konuşması yapıldığına karşın, bunu gerçekleştirmek adına fiiliyatta ne kadar az şeyin yapıldığıdır. Yönetim; ülkenin genel geriliği, idare mekanizmasının yetersizliği ve çürümüşlüğü, otokrasi ve en önemlisi serflik gibi devasa sorunlarla karşı karşıyaydı. Seleflerinin aksine I. Aleksandr, otokrasiyi sınırlandırmaya ve serfliği kaldırmaya niyetli görünse de, sonuç olarak önemli bir değişiklik yapmak konusunda ya isteksiz davranmış ya da aciz kalmıştır.
Otokrasinin Zirvesi, Kırım Savaşı Hezimeti ve Büyük Reformlar (1825 – 1881)
Dönemin İdarecileri:
- İmparator I. Nikolay (1825 – 1855)
- İmparator II. Aleksandr (1855 – 1881)
- Nikolay ve Dekabrist İsyanı (1825) I. Aleksandr’ın 1825’teki ölümünün ardından tahta geçen I. Nikolay’ın saltanatı, Rus tarihindeki ilk modern devrim girişimi olan “Dekabrist” (Aralıkçılar) isyanıyla başladı. Liberal fikirlerden etkilenen subaylar, Senato Meydanı’nı işgal ederek anayasal bir düzen talep ettiler. Ancak isyancıların net bir eylem planı yoktu ve I. Nikolay kendine bağlı birliklerle isyancıları top ateşine tutarak dağıttı. Rus tarihinin ilk göstermelik duruşmasıyla 121 komplocu Sibirya’ya sürgüne gönderildi, isyanın önde gelen 5 lideri (Pestel dahil) ise asılarak idam edildi.
Otokrasinin Dondurulması ve “Avrupa’nın Jandarması” (1825 – 1853) I. Nikolay, isyanın travmasıyla devleti sarsılmaz bir muhafazakarlık ve katı bir askeri disiplinle yönetti. Bütün insan hayatını bir “hizmet” olarak gören Çar, ordudaki itaate ve düzene hayrandı. Basit ve sorgusuz bir inanca sahip olan Nikolay, ahlaki duygularını disiplin, düzen ve sadakat üzerine kurmuştu. Dış politikada ise Avrupa’daki statükonun koruyucusu, yani “Avrupa’nın Jandarması” rolünü üstlendi. 1848’de Paris, Viyana, Berlin gibi şehirlerde patlak veren ve cumhuriyet/özgürlük talep eden devrim dalgasının doğuya yayılmasını engellemek için 400.000 askerlik bir kuvveti seferber etti. Sınır bölgelerini işgal eden orduya, evlerde yasadışı yayın ve devrimci faaliyet arayan jandarmalar eşlik ediyordu.
Kırım Savaşı Hezimeti (1853 – 1856) I. Nikolay’ın Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki emelleri ve Kutsal Topraklar (Kudüs ve Beytüllahim) meselesindeki anlaşmazlıklar, 1853’te Kırım Savaşı’nın patlak vermesine neden oldu. Rus Karadeniz donanmasının 1853’te Sinop’ta Osmanlı donanmasını imha etmesi üzerine, bölgede Rus hakimiyetinden çekinen İngiltere ve Fransa da savaşa dahil oldu. Müttefik kuvvetler Kırım’a çıkarak Rusya’nın ana deniz üssü olan Sivastopol’u kuşattılar. Ruslar şehri 349 gün boyunca yoğun bombardıman altında kahramanca savunsalar da, hantal lojistik ve teknolojik gerilikleri nedeniyle Eylül 1855’te şehrin kilit noktası Malakof Tabyası’nın düşmesiyle Sivastopol’u boşaltmak zorunda kaldılar. I. Nikolay’ın Mart 1855’teki ölümünün ardından tahta çıkan oğlu II. Aleksandr, Rusya’nın Avrupa güçleri karşısındaki bu aşağılayıcı yenilgisini ve ülkenin ne kadar geri kaldığını kabul ederek barış yapmak zorunda kaldı.
Büyük Reformlar: Serfliğin Kaldırılması (1861) Kırım Savaşı’ndaki mağlubiyet, çürümüş ve hantal kurumlarla imparatorluğun ayakta kalamayacağını gösterdi. II. Aleksandr, devrim tehlikesini önlemek için yukarıdan radikal reformlar başlattı. Bunların en önemlisi, 19 Şubat 1861’de ilan edilen “Özgürlük Fermanı” ile serfliğin (köylü köleliğinin) resmen kaldırılmasıdır. Ancak bu reform köylüleri tam anlamıyla tatmin etmedi. Köylüler kişisel özgürlüklerine kavuşsalar da, kendilerine tahsis edilen topraklar karşılığında devlete 49 yıl boyunca ağır itfa (tazminat) ödemeleri yapmak zorunda bırakıldılar ve toprakların mülkiyeti doğrudan bireye değil, köylü komününe (“mir”) verildi. Toprakların bedelsiz dağıtılacağını uman köylüler büyük bir hayal kırıklığı yaşadı; öyle ki fermanın ilanından sonraki birkaç ay içinde köylü isyanlarını bastırmak için 718 köye asker gönderildi.
Aydınların (İntelijansiya) Yükselişi ve Radikal Terör Reformların yetersizliği ve otokrasinin baskısı, pleb kökenli öğretmen, doktor ve öğrencilerden oluşan yeni bir “aydınlar” (intelijansiya) sınıfının doğmasına yol açtı. 1874 yılında binlerce genç kadın ve erkek, radikal fikirleri yaymak için “halka gitmek” sloganıyla köylere gittiler. Ancak köylülerin bu yabancılara kuşkuyla yaklaşması ve ilgisiz kalması sonucunda bu girişim tamamen başarısız oldu. Halkı barışçıl yollarla örgütleyemeyeceğini anlayan radikallerin bir kısmı, devleti sarsmak için terör yöntemlerine başvurdu. Bu amaçla kurulan “Narodnaya Volya” (Halkın İradesi) örgütü, doğrudan polisleri, valileri ve bizzat Çar’ı hedef alan bir suikast kampanyası başlattı.
Dış Politikada Zirve: 93 Harbi (1877-1878) İçerideki bu sarsıntılara rağmen II. Aleksandr dönemi, dış politikada büyük bir zaferle kapandı. Balkanlar’daki Slav isyanlarının Osmanlı tarafından bastırılması üzerine başlayan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda (93 Harbi), Rus orduları İstanbul önlerine kadar ilerledi. Mart 1878’de imzalanan Ayastefanos (San Stefano) Antlaşması ile Rusya; Kafkasya ve Güney Besarabya’da toprak kazandı, Sırbistan ve Romanya’nın bağımsızlığı sağlandı ve sınırları Ege’ye uzanan büyük bir özerk Bulgaristan devleti kuruldu. Bu zafer, Kırım Savaşı’nın utancını bir nebze olsun silmişti.
Ancak, teröristlerin amansız takibi sonuç verdi ve “Kurtarıcı Çar” II. Aleksandr, 1881 yılında radikallerin düzenlediği bombalı bir suikast sonucu hayatını kaybetti. Bu suikast, İmparatorluğun sonunu hazırlayacak olan Karşı-Reformlar, Sanayileşme ve Çöküşün kapısını araladı.
Karşı-Reformlar, Sanayileşme, Devrimler ve Çöküş (1881 – 1917)
Dönemin İdarecileri:
- İmparator III. Aleksandr (1881 – 1894)
- İmparator II. Nikolay (1894 – 1917)
Otokrasiye Dönüş ve Hızlı Sanayileşme (1881 – 1894) II. Aleksandr’ın 1881’de radikaller tarafından bombalı bir suikastla öldürülmesinin ardından tahta çıkan oğlu III. Aleksandr, babasının reformist politikalarını derhal durdurarak “Karşı-Reformlar” dönemini başlattı. Otokrasinin kutsallığına ve gerekliliğine sarsılmaz bir inanç besleyen yeni Çar, devleti katı bir muhafazakarlık ve polis baskısıyla yönetti. Siyasi arenadaki bu durgunluğa ve baskıya rağmen, 1890’larda özellikle Maliye Bakanı Sergey Vitte’nin (Witte) önderliğinde Rusya’da muazzam bir devlet destekli sanayileşme hamlesi yaşandı. Ağır sanayi, demir-çelik ve madencilik (Donets Havzası) hızla gelişirken, 1891’de devasa bir altyapı projesi olan Sibirya ötesi (Trans-Sibirya) demiryolunun inşasına başlandı. Dış politikada ise, yalıtılmışlıktan kurtulmak isteyen Rusya, diplomatik bir manevrayla 1891-1893 yılları arasında Fransa ile tarihi bir askeri ittifak (Rus-Fransız İttifakı) kurdu.
- Nikolay, Rus-Japon Savaşı ve 1905 Devrimi (1894 – 1905) 1894’te tahta çıkan II. Nikolay, babasının mutlakiyetçi ve tavizsiz politikalarını sürdürme niyetindeydi; ancak o, babası kadar güçlü bir karaktere sahip değildi. Rusya’nın Uzak Doğu’daki emperyalist yayılma politikası (Mançurya ve Kore üzerindeki emelleri), 1904-1905 yıllarında Japonya ile felaketle sonuçlanan bir savaşa yol açtı. Modern bir Asya gücü karşısında alınan bu ağır ve aşağılayıcı yenilgi, Rusya içindeki siyasi ve ekonomik hoşnutsuzluğu patlama noktasına getirdi.
9 Ocak 1905 Pazar günü, St. Petersburg’da Peder Gapon önderliğinde Çar’a çalışma koşullarının düzeltilmesi için barışçıl bir dilekçe sunmak üzere Kışlık Saray’a yürüyen işçilerin üzerine askerler tarafından ateş açıldı. Yüzlerce kişinin öldüğü bu “Kanlı Pazar” katliamı, halkın gözündeki merhametli “Çar-Baba” efsanesini tamamen yıktı. Bu olay, işçilerin, köylülerin ve orta sınıfın eski düzene karşı birleştiği devasa 1905 Devrimi’ni tetikledi. Ülke çapındaki büyük grevler, köylü isyanları ve donanma ayaklanmaları karşısında köşeye sıkışan II. Nikolay, 17 Ekim 1905’te Ekim Manifestosu‘nu yayınlamak zorunda kaldı. Bu manifesto ile halka sivil haklar ve yasama yetkisine sahip seçilmiş bir meclis (Duma) sözü verilerek mutlak otokrasiden meşruti monarşiye zorunlu bir geçiş yapıldı.
Dumalar Dönemi ve Stolipin Reformları (1906 – 1914) 1905 Devrimi sonrasında açılan ilk Dumalar, sosyalistlerin ve liberallerin çoğunluğu oluşturması nedeniyle hükümetle sürekli çatışma yaşadı ve Çar tarafından kısa sürede feshedildi. Bu kriz döneminde Başbakanlığa getirilen zeki ve sert devlet adamı Pyotr Stolipin, devrimi kalıcı olarak bastırmak için seçmen yasasını (3 Haziran 1907) muhafazakarlar lehine değiştirerek itaatkar bir Üçüncü Duma’nın kurulmasını sağladı. Stolipin, sadece baskı uygulayarak değil, aynı zamanda köklü bir tarım reformu ile devleti kurtarmayı hedefledi. Köylü komünlerini (mir) dağıtarak kendi toprağına sahip, devlete sadık, bağımsız ve güçlü bir çiftçi sınıfı (kulaklar) yaratmaya çalıştı. Bu dönemde şehirler modernleşti, kitle iletişim araçları, sinema ve elektrikli tramvaylar yaygınlaştı. Ancak Stolipin’in 1911’de bir suikastla öldürülmesi ve reformların tam anlamıyla kök salamaması, ülkenin içindeki kutuplaşmayı ve kriz potansiyelini dindiremedi.
- Dünya Savaşı, 1917 Devrimleri ve İmparatorluğun Çöküşü (1914 – 1917) Balkanlar’daki Pan-Slavist hedefler ve Sırbistan ile olan ittifak bağı, Rusya’yı 1914 yılında Almanya ve Avusturya-Macaristan’a karşı I. Dünya Savaşı’na sürükledi. Başlangıçta savaşa giriş başkentte büyük bir ulusal coşku yaratsa da, bu yanılsama kısa sürdü. Mühimmat ve silah eksikliği, kötü lojistik ağlar ve cephedeki korkunç can kayıpları, orduyu ve halkı hızla tüketti. Çar II. Nikolay’ın başkomutanlığı üstlenip cepheye gitmesiyle başkentteki yönetim, Alman asıllı eşi Çariçe Aleksandra’nın ve onun etki altına girdiği mistik köylü Grigori Rasputin’in eline kaldı. Bu durum, monarşinin itibarını tamamen sıfırladı; Aralık 1916’da aristokratların Rasputin’i öldürmesi bile yaklaşan felaketi durduramadı.
Şubat 1917’de (yeni takvimle Mart), Petrograd’daki dondurucu soğukta ekmek kuyruklarında bekleyen kadın işçilerin “Dünya Emekçi Kadınlar Günü”nde başlattığı grevler genel bir halk isyanına dönüştü. Hükümetin isyanı bastırmak için gönderdiği askerlerin (Kozaklar ve muhafız alayları) halka ateş açmayı reddedip isyancılara katılmasıyla monarşinin son savunma hattı da çöktü. Başkente dönmeye çalışırken ordusunun ve generallerinin de desteğini kaybettiğini anlayan Çar II. Nikolay, 2/15 Mart 1917’de tahttan feragat etti.
Bu tarihi anla birlikte Rusya’da 300 küsur yıllık Romanov Hanedanı ve Rus İmparatorluğu dönemi resmen sona ermiş oldu. Ortaya çıkan otorite boşluğunda orta sınıf siyasetçilerin kurduğu “Geçici Hükümet” ile tabanın gücünü yansıtan “Sovyetler” arasında ikili bir iktidar belirdi. Ancak Geçici Hükümet’in yıkıcı savaşı bitirmemesi ve toprak reformunu ertelemesi, radikal bir değişimi kaçınılmaz kıldı. Sürgünden dönen Lenin liderliğindeki Bolşevikler, “Barış, Toprak ve Ekmek” ile “Bütün İktidar Sovyetlere” sloganlarıyla kitleleri arkalarına alarak, Ekim 1917’de (yeni takvimle Kasım) silahlı bir ayaklanmayla iktidarı ele geçirdiler. Böylece Rusya tarihinde komünist düzenin inşa edileceği yepyeni bir devir başlamış oldu.










