Türkiye

Türkiye

Türkiye Cumhuriyeti
📅 1923 – Günümüz
🚩 KURULUŞ:

29 Ekim 1923 (Cumhuriyetin İlanı). Bağımsızlık süreci, I. Dünya Savaşı sonrası işgallere karşı 1919-1922 yılları arasında Kurtuluş Savaşı (Milli Mücadele) ile kazanılmış ve 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması ile yeni devletin bağımsızlığı uluslararası sistemde tescil edilmiştir.

Coğrafi ve Jeopolitik Morfoloji Türkiye, Avrasya coğrafyasının kelimenin tam anlamıyla “kilit taşı”dır. Topraklarının büyük kısmı Anadolu yarımadasında (Asya), geri kalanı ise Doğu Trakya’da (Avrupa) yer alır. Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile özel bir uluslararası statüye sahip olan İstanbul ve Çanakkale boğazlarını kontrol etmesi, ülkeye ikame edilemez bir jeostratejik ağırlık katar. Topoğrafik olarak, Alp-Himalaya kıvrım kuşağında yer alan oldukça dağlık ve yüksek bir ülkedir. Bu sismik hareketlilik, Kuzey Anadolu (KAF) ve Doğu Anadolu (DAF) fay hatları gibi yıkıcı deprem üreten tektonik yapıları beraberinde getirir. Üç tarafının denizlerle çevrili olması, mikro-klimatik çeşitlilik (Karadeniz’de ılıman yağışlı, iç kesimlerde sert karasal, güneyde tipik Akdeniz iklimi) yaratır. Türkiye, bir Balkan, Kafkas, Ortadoğu ve Akdeniz ülkesi kimliklerini coğrafi zorunluluk olarak aynı anda taşır.

Makroekonomi ve Üretim Modeli Türkiye, G20 üyesi olan, gelişmekte olan (emerging market) devasa bir ekonomidir. Ekonomik omurgasını Avrupa Birliği ile olan Gümrük Birliği anlaşması çerçevesinde şekillenen entegrasyon oluşturur. Otomotiv, tekstil, beyaz eşya, inşaat ve son yıllarda ciddi bir ivme kazanan savunma sanayii, üretimin lokomotifleridir; ayrıca küresel çapta bir turizm merkezidir. Ancak bu makro yapı, kronik yapısal sorunlarla boğuşmaktadır. Katma değeri yüksek teknolojik üretimden ziyade ucuz işgücü ve montaja dayalı sanayi, enerjideki (petrol ve doğalgaz) ağır dışa bağımlılık ve istikrarsız para politikaları, ülkede döviz krizlerini ve yüksek enflasyon sarmallarını kronik hale getirmiştir. “Orta gelir tuzağına” sıkışmış olan Türkiye ekonomisi, bir yandan muazzam bir esneklik ve krizlerde hayatta kalma kapasitesi gösterirken, diğer yandan gelir dağılımı eşitsizliğinin hızla derinleştiği bir rant ve sıcak para döngüsünden çıkış yolları aramaktadır. Ülkenin ekonomik olarak büyüme potansiyeli yüksektir.

Demografik ve Etnografik Yapı 85 milyonu aşan nüfusuyla demografik olarak dinamik, ancak yaşlanma emareleri göstermeye başlayan bir toplumdur. İç göçün yarattığı çarpık kentleşme nedeniyle, nüfusun ve sermayenin çok büyük bir kısmı Marmara Bölgesi’ne (özellikle İstanbul havzasına) yığılmıştır; bu durum hem ekolojik hem de sosyolojik taşıma kapasitesini zorlamaktadır. Etnografik olarak devlet kurucu asli unsur olan Türklerin yanında, en büyük etnik grubu Kürtler oluşturur.  Çerkesler, Araplar, Lazlar, Boşnaklar ve Arnavutlar gibi birçok etnik ve kültürel alt grup ise kimliklerini korumakla birlikte Türk üst kimliğine yüksek oranda entegre olmuştur. 2011’de başlayan Suriye İç Savaşı ve ardından Afganistan/Pakistan gibi Asya ülkelerinden gelen kitlesel düzensiz göç dalgaları, ülkenin demografik homojenliğini ve sosyolojik dokusunu değiştirmiştir.

Siyasi ve Sosyolojik Dinamikler Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi ve sosyolojik tarihi, imparatorluk çöküşü travmasının ardından “muasır medeniyetler seviyesine” (Batı normlarına) ulaşmayı hedefleyen Jakoben, yukarıdan aşağıya bir modernleşme projesinin tarihidir. 1946’da geçilen çok partili hayat, periyodik askeri darbeler ve vesayet rejimleriyle sık sık kesintiye uğramıştır. Türk sosyolojisi temelde laik, kentli ve Batı yönelimli kesimler ile muhafazakar, geleneksel ve taşra kökenli kesimler arasındaki kültürel hegemonya savaşı (merkez-çevre teorisi) üzerinden okunabilir.

Dış politikada, Soğuk Savaş dönemi boyunca sadık bir NATO müttefiki ve AB adayı olan Türkiye; küresel gücün Asya-Pasifik’e kayması ve kendi çevresindeki krizler neticesinde “Stratejik Otonomi” doktrinini benimsemiştir. Rusya ile kurulan asimetrik işbirlikleri, Ortadoğu’daki güç projeksiyonları ve Batı kurumlarıyla yaşanan değerler krizi, Türkiye’yi bloksuz, kendi çıkarına göre pozisyon alan, “oyun kurucu” ama zaman zaman “yalnızlaşan” bir bölgesel orta güce (regional middle power) dönüştürmüştür.

🗺️ Dünya Tarihi