14 Eylül Çarşamba
Khomalza'dan çıkıp Vrhbosna 1 ovası üzerinden ve Vrhbosna şehrinin içinden geçtik. Daha sonra oldukça uzun bir süre yüksek bir dağ silsilesi boyunca ilerledik. Yoldan sağa saparak bir vadiye indik ve Mokro adındaki köyde konakladık.
O sabah Vrhbosna 2 şehrine girerken, sol tarafımızda yaklaşık on beş veya on altı küçük çocuğun 3, tıpkı bizde hayvan sürülerinin güdüldüğü gibi sürülerek götürüldüğünü gördük. Zira bugün pazarda hepsini satamamışlardı; Tanrı onlara merhamet etsin.
Bosna Krallığı'nı İçinden Geçerken Nasıl Gördüğümüze Dair Küçük Bir Tasvir:
Eğer biri benden tüm Bosna'yı tasvir etmemi isterse, bunu yapamam; çünkü Yukarı Bosna'yı görmedim. Yalnızca Una nehrinden başlayan ve bugün içinden geçtiğimiz Vrhbosna şehrine kadar uzanan Aşağı Bosna'yı anlatacağım.
İlk olarak, Aşağı Bosna toprakları oldukça dağlıktır ve her tarafında büyük ormanlar bulunur. Çok az yerleşime sahiptir; özellikle sınır boyları ıssızdır. Bunun nedeni, buraların Hırvatlar ve diğerleri tarafından sık sık yağmalanmasıdır. Bilhassa buralar hâlâ Hristiyanların elindeyken, Aşağı Bosna topraklarını tam olarak imar edememişlerdir. Türkler buraları fethettikten sonra, uzun süre ıssız kalan Aşağı Bosna'nın büyük bir kısmını yeniden imar etmişlerdir.
Söz konusu Bosna Krallığı'nda üç farklı ulus ve inanç bulduk:
Birincisi, eski Bosnalılardır. Bunlar Roma 4 Hristiyan inancına mensuptur. Türkler, Bosna Krallığı'nı fethettiklerinde onları kendi inançlarıyla kabul etmişler ve bu inançta kalmalarına izin vermişlerdir.
İkincisi, Türklerin "Ulahlar", bizim ise "Çingeneler" veya "Martoloslar" olarak adlandırdığımız Sırplardır. Bunlar Semendire 5 ve Belgrad 6 yörelerinden gelmişlerdir. Aziz Pavlus inancına 7 sahiptirler ve biz onları da iyi Hristiyanlar olarak kabul ediyoruz; zira inançlarında Roma inancından büyük bir fark görmüyoruz.
Üçüncü ulus ise bizzat gerçek Türklerdir. Özellikle asker ve yönetici 8 olanlar, adları geçen her iki Hristiyan ulusa ve tebaaya karşı büyük bir tiranlıkla 9 hükmetmektedirler. Ancak Türkler bugüne kadar, 10 insanların ülkede kendi inançlarında kalmalarına izin vermişlerdir. Kiliselerini ve kendi nizamlarını korumalarına müsaade edilmiştir.
Eskiden kendi işledikleri topraklardan dolayı onlardan çocuk toplanmaz 11, hane başına sadece yıllık bir flori 12 vergi ödemekle yükümlü tutulurlardı. Fakat son zamanlarda ev başına sadece Akçe ödemekle yükümlüydüler.
Fakat şimdi, bu yıl içinde, Hırvatistan'ın büyük bir kısmını fethettikten ve gözünü Macaristan'a diktikten sonra, yukarıda adı geçen sınıfların yükünü daha da ağırlaştırmaya ve aşağıda belirtilen yeni dayatmalarla onlara eziyet etmeye başlamıştır.
İlk olarak, tıpkı Türkiye'de olduğu gibi, bu bölge veya yöredeki her dört veya beş erkek çocuktan birini her yıl düzenli olarak devşirmeye başlamıştır. Aralarından en güzel ve yetenekli olanları seçip almaktadır; öyle ki, tek bir çocuğu olan bir baba ve anne, eğer çocukları güzel ve temiz yüzlüyse ondan koparılmakta; buna karşılık dört veya beş çocuğu olup da bu çocuklar gösterişli ve yetenekli değilse, ailesinin yanında bırakılmaktadır.
İkinci olarak, genç yaşlı fark etmeksizin herkesten kişi başı yıllık 20 veya 40 Akçe 13 özel bir haraç 14 almaktadır.
Üçüncü olarak, her büyükbaş hayvandan, her tarladan, bahçeden, çayırdan; tahılını dövdüğü harmandan ve hatta evindeki her kapıdan birkaç akçe vergi almaktadır. Öyle ki, insanlar artık tahammül edilemez derecede ağır bir vergi yükü altındadırlar. Aynı şekilde, Türkler onların mevcut kiliselerini onarmalarına veya yenilerini inşa etmelerine izin vermemektedir; bununla onları kısa sürede kendi inançlarına 15 çekmeyi amaçlamaktadırlar.
Bu yüzden, yukarıda bahsedilen her iki sınıfa mensup Hristiyanlar, kolayca bu topraklardan göç edip Hristiyan bölgelerine sığınmaya çalışmaktadırlar. Zira bu insanların yaşadığı yerlere her vardığımızda –her ne kadar bizim gelişimizle onlara da ağır bir yük binmiş olsa ve Türklerin zorbalığı yüzünden evlerini ve tüm erzaklarını bize bırakmak zorunda kalarak bundan büyük rahatsızlık duysalar da– açıkça bizden bir şey talep etmeye cesaret edememektedirler. Sadece onlara gizlice ödediğimiz şeyleri alabilmekte; ancak gizli hal ve hareketleriyle, orada olmaktansa bizimle birlikte olmayı tercih ettiklerini belli etmektedirler.
Ah, onları ne kadar sık karşımızda ellerini kenetlemiş, gökyüzüne bakarak iç çekerken gördük; üstelik bizimle konuşmalarına dahi izin verilmiyordu.
Ancak gizlice bizimle konuşma fırsatı bulduklarında şöyle diyorlardı: "Ah, Hristiyan kardeşlerimiz olarak sizlerin gelişini, bize bir teselli ve kurtuluş getirirsiniz umuduyla ne büyük bir hasretle bekledik! Bizler de bu tiranın elinden kurtulup o uzak, hüzünlü topraklardan göçmek isterdik. Fakat artık tüm umutlarımız tükendi; görüyoruz ki siz de Türk Padişahı'na boyun eğmek ve ondan barış dilenmek zorundasınız." Onlara elimizden geldiğince uygun ve nezaketli bir dille, büyük bir şefkat ve merhamet içinde teselli vererek yanıtladık.
Keşke, Türklerin gücünü ve zorbalığını hafife alanlar, bu durumu kendi gözleriyle görebilselerdi… Hiç şüphesiz, gerçek Hristiyanlar olarak kabul ettiğimiz, tarif edilemez ağır ve çetin bir baskı altında dahi Hristiyan inancına sımsıkı bağlı kalan bu insanlara derin bir merhamet duyarlardı.
Sözü geçen Hristiyanlar ayrıca şunu da itiraf etmektedirler: Türklerin uyguladığı baskı neticesinde, savaşa elverişli olanlar zorla Hristiyanlara karşı sefere çıkarılmaktadır. "Ancak biz" diyorlar, "Hristiyanlardan elde edilen o ganimetlere ortak olmak istemiyoruz. Üstelik Hristiyanlara karşı savaşanların çok azı eceliyle ölmektedir."
İçlerinde, tıpkı bizdeki kötü niyetli insanlar gibi, ahlaksızlık veya kötülük uğruna bizim üzerimize yürümeyi, Türklerin inancına geçmeyi seve seve kabul edenler de bulunmaktadır ve bunlara karşı bize şu sözü vermektedirler: "Onları buradan sürüp çıkarmanıza biz de yardım edeceğiz."
Bahsi geçen her iki sınıfa mensup Hristiyanlar, giyim kuşam olarak Türklerle neredeyse tamamen aynıdır. Ancak Hristiyanlar saçlarını uzatırken, Türkler başlarını kazıtırlar; birbirlerinden sadece bu sayede ayırt edilebilirler.
Am Mittichen den rxfSeptembis von Jafro-
Am Mittichen den rxfSeptembis von Jafromich an einem perg in ein tiefsthalderperg genät Erefabey einem waffer mit namen Lutzka gezogé konfien ge-Wouipafat dzift Newmarckt aldablibé
