24 Eylül Cumartesi

Mitrovica pazarından 1 çıkıp Kosova Meydanı 2 üzerinden geçerek güzel kârgir bir köprüye geldik. Onun üzerinden geçip Vıçıtırın 3 adında büyük bir pazara 4 ve ovasına vardık. Orada, o noktada bıçaklanarak öldürülmüş olan bir Türk padişahının kârgir mezarına ulaştık. Sol tarafa dönüp Priştine 5 şehrine vardık ve orada geceledik.

Bahsi geçen Kosova Meydanı'nda etrafı duvarla çevrili, kare bir kuleye benzeyen, tek kat yüksekliğinde ve kurşun bir kubbeyle güzelce süslenmiş bir türbe 6 bulunmaktadır. Burada, 1422'de tahta çıkan ve 22 yıl hüküm süren 8. Türk Padişahı Murad 7 yatmaktadır. Kendi ordusunun tam ortasında, Sırpların prensi veya uçbeyi olan Despot'a 8 karşı ordusuyla savaşırken, Miloş Obiliç 9 adında yaşlı ve kahraman bir Sırp şövalyesi tarafından bir hançerle bıçaklanmıştır. Hikayesi aşağıda anlatılmaktadır:

O dönemde Türk padişahı Murad, ordu gücüyle adı geçen prense veya uçbeyine karşı Kosova Meydanı'na yürüdüğünde, bahsi geçen Despot da kendi ordusunu toplayıp padişaha karşı harekete geçmişti; amacı savaşmaktı. Sözü edilen Miloş Obiliç de oradaydı. Her ne kadar Obiliç oldukça ünlü ve saygın bir şövalye olsa da –ki sınır boylarında her gün nice şövalyece işler yapardı ve bu kahramanlıkları hakkında bugün bile Hırvatistan'da ve diğer yerlerde pek çok şarkı söylenir– kendi efendisi olan Despot'a karşı şüpheli bir konuma düşürülmüş, düşmanla anlaştığı ve gizli planlar çevirdiği iftirasına uğramıştı.

Hiç şüphesiz bu suçlamalar, eylemleriyle de kanıtlayacağı üzere, tamamen haksızcaydı; tıpkı günümüzde de sıkça yaşandığı gibi, bunca zaman ve ileri yaşına rağmen maruz kaldığı onca tehlikeye karşın onuru sadece kıskanılmıştı. Prens ona karşı son derece lütufsuz davrandığında, hak ettiği değeri vermediğinde ve ona eski itibarını göstermediğinde, yaşlı şövalye buna uzun süre katlandı.

Ancak bu defa Prens, ordugâhta düzenlenen bir akşam yemeğinde pek çok genç asilzadeyi ve hizmetkârı masada yanına oturtup onları onurlandırdığı halde, yaşlı şövalye Obiliç'i masanın önünde ayakta bekletti. Bunun üzerine yaşlı şövalye, hiçbir suçu olmadığı halde efendisinin kendisine duyduğu hoşnutsuzluğu ve güvensizliği açıkça anladı. Bu durum onu son derece üzdü ve haksızlık ona çok ağır geldi. Büyük bir üzüntü içinde, suçsuzluğunu onu çekemeyenlere karşı kanıtlamanın yollarını düşünmeye başladı.

Yemek sona erdiğinde, ağır bir yürekle efendisi olan Uçbeyine 10 dönerek şöyle dedi: "Efendim, sizin hizmetinizde hayatımı düşmana karşı bir şövalye gibi ne kadar sık ve defalarca tehlikeye attığımı, kahramanlığımı diğerlerinden nasıl daha fazla gösterdiğimi bilmiyor musunuz? Tüm bunlara rağmen ben yaşlı hizmetkârınızı masanın önünde ayakta bekletiyorsunuz. Benim yaptıklarımı daha önce hiç görmemiş olan gençlere itibar gösteriyor, beni ise küçük düşürmek istiyorsunuz. Tanrı sizi korusun efendim! Şimdi gidiyorum ve size olan sadık hizmetimi öyle bir kanıtlayacağım ki, benim o masaya oturttuğunuz kişilerden çok daha fazla onura layık olduğumu anlayacaksınız. Çünkü onların yapmayı akıllarından bile geçirmedikleri bir şeyi yapıp, savaşı lehinize bitireceğim! Her ne kadar bunun bedelini hayatımla ödeyecek olsam da." Bunu söyledikten sonra Miloş Obiliç atına atlayıp Türk padişahının ordugâhına doğru sürdü. Despot ve adamları bunu duyduklarında, onun kendilerine ihanet edip taraf değiştirdiğini düşünerek onu lanetlediler.

Türk padişahı ve adamları Obiliç'in gelişini haber aldıklarında çok sevindiler; kendisinin de açıkça belli ettiği üzere, onun kendi taraflarına katıldığını sandılar. Onu çok güzel karşıladılar, zira kahramanca eylemleri yüzünden kendisini çok iyi tanıyorlardı. Durumu padişaha bildirdiler ve padişah onu huzuruna kabul etti.

Obiliç, padişahla baş başa kalarak dostane meseleler hakkında görüşmek istediğini belirtti. Padişah da –onun Despot'u alt etmesinde kendisine büyük fayda sağlayacağını düşünerek– bunu kabul etti. Yalnız kaldıklarında Padişah 11 öpmesi için ayağını ona uzattı. Buna karşılık yaşlı şövalye: "Bir Hristiyan'ın senin ayağını öpmesi ne büyük bir haksızlık! İşte şimdi asıl ödülünü alacaksın!" dedi.

Ve ayağı öpmek için eğildiğinde, yeninin 12 içinden hançerini çekti ve padişahı aşağıdan kalbine doğru bıçakladı. Padişah büyük bir feryatla can verdi. Bunun üzerine bir arbede koptu; şövalye atına doğru kaçtı ve ona ulaştı, ancak daha atının üzerindeyken orada katledildi. Bu arada, Obiliç'in padişahı bıçakladığı, ancak bu uğurda öldürüldüğü haberi Sırp ordusundaki Despot'a ulaştı. Efendisi, bu sadık hizmetkârının değerini ancak o zaman anladı. Liderlerini 13 kaybeden Türkler ise geri çekilip kaçtılar. Böylece Despot, ordusu, ülkesi ve halkı o an için Türklerden kurtulmuş oldu.

Ah Obiliç! Herkes senin, o acımasız öfkenle seni çekemeyenlerden intikam alacağını ve onları düşmanın eline teslim edeceğini düşünmüştü. Oysa sen intikamını bir Hristiyan gibi aldın; kötülüğe iyilikle karşılık verdin, hayatını seni çekemeyenler uğruna feda ettin ve vatanını düşmanın elinden kurtardın! Bu nedenle tıpkı o iki Romalının anısına layık olduğun gibi anılmayı sonuna kadar hak ediyorsun: Nitekim Gaius Mucius Scaevola, aynı amaca ulaşamadığı için kendi elini ateşe atmış; Curtius ise vatanını kurtarmak adına çukura atlayarak ölmüştür. O zamandan beri hiçbir Türk padişahı ayağının öpülmesine izin vermez, sadece ellerini öptürür. Ve huzura kabul edip elini öptürdüğü kişinin her iki kolundan iki Paşa sıkıca tutar ki, bir daha kimse… 14. Bütün bunlar ey Obiliç, senin şövalyece anının bir mirasıdır.