23 Eylül Cuma
Yeni Pazar'dan Rogozna 1 adında oldukça yüksek bir dağı aşarak altın yıkama yerleri ve gümüş madenlerinin olduğu vadiye indik. Daha sonra sol tarafımızda bulunan, Türk Padişahı'nın kısa bir süre önce yıktırdığı büyük ve güzel bir manastırın kalıntılarına geldik 2. İçinden atla geçerek orayı iyice inceledik. Daha sonra Zvečan 3 adında, kulesi hâlâ sağlam duran bir kaleye ulaştık. İbar 4 nehrini geçerek Mitrovica 5 pazarına varıp orada geceledik. Bugün Yeni Pazar'dan yola çıktığımızda Rogozna yaylasında, sağ tarafımızda kayalık bir dağın tepesinde bizden yaklaşık bir mil uzakta gördüğümüz ilk kale Jeletz ile hemen altında yürüdüğümüz, İbar nehri kenarındaki kayalık bir dağda bulunan ve solumuzda bıraktığımız Zvečan kaleleri, Bosna'nın hâlâ Hristiyanların elinde olduğu dönemlerde sınır kaleleriydi. O zamanlar buralarda Türklere karşı cesurca ve mertçe savunma yapılmıştı, ancak şimdi her şey bitti.
Yukarı Bosna Üzerine Gözlemler: Aşağı Bosna topraklarının ve orada yaşayan halkın durumunu kısmen anlattıktan sonra, Vrhbosna 6 şehrinden başlayıp bugünkü konakladığımız yer olan Zvečan veya Mitrovica'ya kadar uzanan Yukarı Bosna hakkında da aşağıda belirtildiği gibi bir açıklama yapmak gerekir.
İlk olarak, Yukarı Bosna, Aşağı Bosna kadar engebeli ve dağlık değildir; çıplak dağlardan oluşan uzun ve yüksek yaylalarla çevrilidir. Vrhbosna şehri ve ovası çevresi haricinde çok az ekili arazisi vardır. Bu toprakların sakinleri iki ulustan oluşur: Bunlar, daha önce bahsedildiği gibi, Hristiyan nizamına göre kendi rahipleri ve kiliseleri olan Türkler ve Sırplardır. 7
Ancak asker olan ve Türk Padişahı'ndan kendi tabirleriyle "Tımar" denilen hizmet bedeli 8 alan çoğu Türk, bu bahsedilen ülkede, özellikle de Bosna Krallığı beylerbeyi Hüsrev Paşa'nın 9 ikametgâhı olan Vrhbosna şehrinden Prusac'a 10 kadar kendi yurtluklarında otururlar. Bunlar, daha önce de belirtildiği gibi, Sırplar üzerinde büyük bir tiranlıkla hükmederler.
Bosna Krallığı, büyüklüğüne kıyasla pek iyi iskan edilmemiştir. Bunun üç nedenini öğrendim:
1. Veba salgınından dolayı çok sayıda insan ölmektedir.
2. Sırplar, Çingeneler 11 ve Martoloslar vergiler, haraçlar ve efendilerinin baskıları yüzünden büyük kitleler halinde kaçmaktadırlar.
3. Ve en önemlisi, Türk Padişahı'nın yukarıda değinildiği gibi ülkedeki genç ve yetenekli insanları 12 almasıdır. Zira onun tüm Yeniçerileri, en iyi memurları, görevlileri ve komutanları Bosnalılardır. Bunlar Türklerin gözünde en sadık halk olarak bilinirler. Türkler onları gerçek Türkler olarak kabul edip överler ve onlara diğer gerçek Türklerden çok daha fazla güvenirler. Gerçekten de yetenekleri ve güzel fizikleriyle diğer Türkler arasında açıkça ayırt edilebilirler; zira Türklere göre çok daha güzel ve gösterişlidirler.
Ülkenin pek çok yerinde altın yıkama tesisleri ve gümüş madenleri bulunmaktadır. Açıkça görülmektedir ki, Bosna Hristiyanların zamanında çok güzel ve bayındır bir ülkeydi ve birçok yerinde üzüm yetişirdi. Şimdi ise sadece Vişegrad ve Yeni Pazar civarında şaraplık üzüm yetişmektedir; ancak denize ve Sava nehrinin diğer bölgelerine doğru her iki tarafta da oldukça geniş ekilebilir araziler mevcuttur.
Gitmediğimiz yerlerin de bayındır olduğu söyleniyor. Yol kenarları ise en az bayındır olan yerlerdir. Sebebi şudur: Türk orduları ve yolcuları ileri geri giderken köylülerin elindeki her şeyi alır ve karşılığında hiçbir şey ödemezler. Hatta ağızlarındaki lokmayı bile, parçalayıp koparan kurtlar, köpekler ve aslanlar gibi çekip alırlar. Bu yüzden zavallı halk, evlerini ve tarlalarını sadece dağlarda ve yaylalarda kurmakta ve işlemektedir.
Bütün Bosna Krallığı'nda herkes savaşa hazır olmalıdır. Şöyle ki, herkesin ahırında on sekiz veya iki atı hazır bulunmalıdır ve kendisine emir gelir gelmez, canını, malını ve mülkünü kaybetme pahasına sefere çıkmalıdır. Padişah'tan hizmet, görev, maaş veya Tımar almış olan sipahiler eğer itaatsizlik gösterirler veya en ufak bir şekilde emre uymazlarsa, geçerli bir mazeret sunsalar bile Padişah onların makamını, maaşını veya kendilerine verilmiş olan köyleri 13 elinden alır ve bunu ona daha itaatkâr olan veya iyi işler yapmış olan bir başkasına verir.
Şimdi Türk Padişahı, Bosna'da makam, maaş veya tımar sahibi olanların Macaristan'a gidip orada tımar almalarını; ya da burada 14 kalmak isteyenlerin diğer köylüler gibi haraç veya vergi vermelerini istemektedir. Çünkü o, Macaristan ve Hırvatistan'ı ele geçirdikten sonra, Bosna'yı sadece bir sınır bölgesi olarak tutmayı düşünmektedir. Bu nedenle, tımar ve makam sahibi olan bu memurlar şimdi Padişah'ın huzuruna gidip bu durumu geri çevirmeye çalışıyorlar.
Yukarı Bosna'da pek çok kilise, Sırp rahip, ayrıca içinde Sırp ve Rum keşişlerin bulunduğu manastırlar; mezarların üzerinde haçlar ve diğer Hristiyan işaretleri gördük. Bize doğru bir şekilde anlattıklarına göre bundan şu sonuç çıkıyor: Onlar, kralları ve beyleri, geçmişte Hristiyan inancı uğruna 15 o büyük muharebelerde şövalyece direnmişler ve Türkler onları başka türlü fethedemedikleri için, onları kendi inançlarında bırakmak zorunda kalmışlardır.
Hatta ülkede Türklerin bile övdüğü, bugüne kadar hiçbir güçle fethedilemeyen, sadece kendi inançlarında bırakılmaları koşuluyla kendi rızalarıyla itaat eden 16 pek çok bölge bulunmaktadır.
Ah Tanrım, bu zavallı ve sefil Babil esareti ve ebedi kölelik! Merhametli Tanrı kendi lütfuyla onları yakında kurtarsın. Buralarda Türkler yaşayamazlar; onlardan çekinirler, zira buralılar 17 onları gizlice öldürürler. Hristiyan inancında bulduğumuz bu aynı Sırplar, bize büyük bir sevgi ve hoşgörü gösterdiler. Öyle ki, yaşlı biri geldiğinde gençlere dönerek şöyle diyordu: "Bakın, bizim atalarımızın zamanında bu topraklarda durum tam da böyleydi." "Ah Tanrım, her daim umut etmiştik ki bizi tekrar kurtarırsınız. Şimdi ise bizzat sizler Türk padişahına teslim olmaya gidiyorsunuz. Görüyoruz ki Türk padişahı tüm dünyanın efendisi olmak istiyor. Yine de size yalvarıyoruz, bizim yaptığımız gibi Hristiyan inancında sabit kalın; biz bunca sıkıntıya ve yoksulluğa rağmen inancımızda sabit kalıyoruz. Beklediğinizden çok daha iyi bir teselliye kavuşacağız."
Ah, yüce Tanrım! Böylesine ağır bir baskı altında, zor durumdaki, terk edilmiş bu zavallı Hristiyanlara asıl biz kendi inancımızla teselli vermeliydik. Keşke bu durum, tüm Hristiyanların başı olması gereken Roma İmparatorluğu'nda yankılansaydı; böylece iyi bir Hristiyan olmak isteyip de bunu amelleriyle göstermeyenler bundan utanç duyarlardı.
Am mit wochen/fünften Octobris/von Go»
Am mit wochen fünften Octobris von Go» zuendozouo nach dem Plaitnerfeld zü öfat Plaud mi dardurch wir vßer ein lanmgehültzine prucken geritten vnd widerauffdasfeld Bisinn die nacht all dabely Item vorderstätPlaudni vnind ehe wir hin eingeritten hat Instian Wascha einwaffhöne gemauerten vierecketen roßfal darifien achthun “ der troßefehn mügen. " - "
