25 Ekim Salı

Tahminen saat sekiz veya dokuz sularında İbrahim Paşa 1, efendilerimizin 2 gayretli ricaları ve talepleri üzerine saygın ve rütbeli Türkleri 3 onları getirmeleri için gönderdi. Onlar da gösterişli bir şekilde süslenip Paşa'nın huzuruna at sürdüler; geri kalan maiyet ise tamamen yaya olarak yürüdü.

Ancak onun saray avlusuna girdiğimizde, avlunun her iki tarafında altın, kadife ve ipek kumaşlardan ve her renkteki en iyi çuhadan kaftanlar giymiş pek çok saygın Türk duruyordu. Kendi âdetlerine göre başlarını eğerek ve açık sağ ellerini göğüslerine koyarak efendilerimizin önünde reverans yaptılar. Efendilerimiz de onlara kendi âdetlerimize göre uygun bir saygıyla karşılık verdiler.

Merdivenleri çıkıp güzel bir salona girdiğimizde; İbrahim Paşa kendi ihtişamı ve debdebesi içinde, altın ipek kumaşlarla ve duvarlardaki bankların ile yerin kaplandığı diğer duvar halılarıyla tıpkı bir kral gibi oturuyordu. Orada memuriyeti bulunan saygın Türkler ve Çavuşlar hep bir ağızdan Türkçe haykırdılar: "Tanrı'nın selamıyla hoş geldiniz, ey asil ve kudretli beyler!"

O esnada iki Türk, Paşa'nın önüne getirdikleri çok güzel birer sandalyeyi koydular ve efendilerimiz onun buyruğuyla oturdular. Paşa onları en yüksek saygıyla karşıladı, onlarla çok dostane bir şekilde konuştu ve böylece yaklaşık üç saat boyunca birbirleriyle sohbet ettiler. Onunla epey bir süre konuştuktan sonra 4 onlara içecek getirilmesini emretti. İçecek gelip de hizmetkârlar onlara içmeleri için sunduğunda, Türkler tıpkı daha önce olduğu gibi yine bağırdılar: "Tanrı sana ve uzun ömürlü hanene bu içeceği şifa eylesin!" Herkes kilden yapılmış güzel kâselerden, oldukça tatlı, iyi kaynatılmış bir su 5 içti. Efendiler Paşa'nın huzurundan ayrılırken, Türkler yine uğurlama ve esenlik dileyerek haykırdılar ve Tanrı'ya dua ettiler. Daha sonra tekrar Kervansaraya 6 veya konağımıza döndük.