65. Bölüm — Esirlerin sınıflandırılması, hadım ve cariyeler
Çok güzel olan genç kızlar, bakireler ve kadınlar seçilir ve cariyeler 1 ya da kapatmalar 2 olmak üzere ayrılırlar. Nispeten daha sıradan/makul görünüşlü olanlar ise, bu cariyelere ve kadınlara hizmetçi olarak bakarlar; tıpkı bizdeki yoksul kızların soylu hanımlara ve asil kadınlara hizmet etmesi gibi. Ancak bu kadınlara yapmak zorunda kaldıkları hizmetlerin bazıları o kadar utanç verici ve iğrençtir ki, edep ve haya gereği bunları açıkça adlandırmak pek mümkün değildir; örneğin ihtiyaçlarını gidermeye gittiklerinde, saygıyla söylemek gerekirse, arkalarını 3 yıkamak ve temizlemek için sürekli arkalarından su dolu bir kapla gitmek zorundadırlar, söylemek ya da yazmak istemediğim diğer iğrenç ve utanç verici hizmetlerden bahsetmiyorum bile. Bu tür işlere uygun olmayan diğer sıradan kızlar ve kadınlar ise, her türlü genel ev işini yapmak zorundadırlar; nereye verilirlerse orada çamaşır yıkarlar, ip eğirirler, örgü örerler, ekmek pişirirler vb. Şayet bu şekilde efendilerinin mülkiyetine girmişlerse, kim olurlarsa olsunlar yaşadıkları sürece Hıristiyan inancında kalabilirler, ancak özgürlüklerini yeniden kazanma umutları asla yoktur. Türk İmparatorunun esirlerinden, esir Hıristiyan erkek ve kadınları nerede ve nasıl kullandığından bu kadar bahsetmek yeterlidir.
Büyük Türk İmparatorunun zavallı Hıristiyan insanlara nasıl davrandığını kısaca anladığımıza göre; şimdi de Türkiye'de yaşayanların, esir Hıristiyanları ele geçirdiklerinde veya satın aldıklarında onlara nasıl davrandıklarını ve nasıl muamele ettiklerini anlatalım. Böyle şahsi bir köleyi 4 ele geçirir geçirmez, ölüm tehdidiyle, vaatlerle, tatlı veya acı sözlerle sünnet olup Müslüman olması için 5 ellerinden gelen her türlü çabayı gösterirler. Eğer kişi buna ikna olursa, biraz daha yumuşak ve dostça muamele görür; ancak bu andan itibaren özgürlüğüne kavuşup kendi vatanını tekrar görme umudu tamamen kesilir. Şayet böyle bir köle inancından dönmeye 6 veya kaçmaya yeltenirse, tekrar yakalanıp efendisine getirildiğinde derhal diri diri yakılır. Sünnet olmak istemeyen, inançlı kalan ve kaçmaya yatkın olmayan bu kişiler, efendileri tarafından savaşlarda hizmetkâr olarak da kullanılır. Yaşları ilerlediğinden artık savaşa uygun olmadıklarında, ya da efendisi savaşta büyük bir tehlikeye düşüp de köle ona sadakatle yardım ettiğinde serbest bırakılırlar; işte o zaman esaretten kurtulup özgür sayılırlar. Ancak bu durum, tıpkı bizdeki yaşlanmış ve avlanmaktan bitkin düşmüş köpeklerin veya atların durumu gibidir; işe yaramaz ve yorgun düşmüş bir hayvan gibi efendisi tarafından kapı dışarı edilir ve çöpe atılır, buna da "özgür bırakılmak" 7 denir. Kendi dinlerini benimseyen 8 veya Hıristiyan kalan böyle bir kişiye evlenmesine izin verilir. Ancak evlilikte sahip oldukları çocuklar, patronunun ve efendisinin isteğine göre ya köle olarak kalır ya da başka bir yere satılır. İşte bu yüzden pek çok aklı başında Hıristiyan, Türk egemenliği altında evlenmek istemez. Ancak sünnet olmayı reddedenler çok sert ve tiranvari bir şekilde tutulurlar; bu sefil hayatı ben on üç yıl boyunca bizzat yaşadım.Böyle acınası bir hayattaki sefalet ve keder insan diliyle anlatılamaz; öyle ki insan böyle bir hayattansa ölmeyi çok daha fazla arzu eder.
Orijinal metin bu bölüm için henüz eklenmedi.
