Ana Sayfa / Esmer Kronik / Türk Kroniği / 2. Kitap / 17. Bölüm — Zanaat, Hamam ve Mektepler

2. Kitap

17. Bölüm — Zanaat, Hamam ve Mektepler

Türkler tıpkı Hıristiyanlar gibi her türlü zanaatı icra ederler ve birinde diğerinden daha ustadırlar. Sıradan zanaatkar halk el emeğiyle geçinir. Onların ülkelerinde çalışmayan biri, açlıkla nasıl başa çıkacağını kendi düşünmelidir; zira onlarda da tıpkı diğer her yerde olduğu gibi kimseye bedavadan bir şey verilmez, tüketecek başka bir şeyi olmayan herkes kendi elleriyle geçinmek ve ekmeğini alnının teriyle yemek zorundadır. Tembellik aralarında şüpheli görülür ve yasaktır; öyle ki, kendi bölümlerinde belirtildiği üzere, tatil günlerinde bile çalışmalarına izin verilir. Şehirlerde hem karadan hem de denizden Asya'ya, Arabistan'a, Mısır'a ve hatta Avrupa'da Venedik, Ancona ve daha birçok yere büyük ticaret ve nakliyat yaparlar.

Bunun dışında, şehirlerin genel adetlerine göre sivil bir yaşam sürerler. Erkek ve kadın, genç ve yaşlı sık sık yıkanırlar; bedenlerinde hiçbir kıla tahammül etmezler. Bilhassa kadınlar hamamda sürünmek için özel olarak hazırlanmış merhemlere 1 sahiptirler; bu merhemi sürdüklerinde yarım saat içinde tüm kıllar dökülür. Kendi Muhammedî kanunlarına göre 2 sık sık ibadethaneye gitmeleri ve her zaman saf ve temiz bir şekilde yıkanmış olmaları gerektiğinden, hamama çok daha özenli ve sık giderler.

Gerçi bazıları yazıp çizerler ve Türkiye'de hiç okul olmadığını iddia ederler; zira çalışmaların/eğitimin 3 zihinleri ve adetleri uysallaştırıp yumuşattığı düşünüldüğünde, Türklerin yaşamında ve adetlerinde böylesine büyük bir Barbarey 4 olmasının başka türlü mümkün olamayacağını zannederler. Ancak biz, bizzat Türkiye'de bulunmuş ve durumu kendi gözleriyle görmüş olanlara daha çok inanmalıyız. Türkiye'de erkek ve kız çocukları için okullar bir arada tutulur. Ancak gençlik, bir zamanlar Atina'da ve genel olarak Yunanistan'da olduğu gibi tüm özgür sanatlarda 5, erdemli davranışlarda ve adetlerde mükemmel bir şekilde eğitilip yönlendirilmez; dillerinde okuyup yazmayı öğrenir öğrenmez, hayatlarını geçireceklerini ve geçimlerini sağlayacaklarını düşündükleri işlere yönelirler. Okul tuttukları bu yerlere kendi dillerinde Ochumachgirler 6, okul ustalarına ise Hogſialar 7 denir. Eğitimde yüksek seviyelere ulaştıklarında onlara Aſtronomiam, yani göksel hareketlerin ve yıldızların sanatı öğretilir. Felsefe alanında da bir şeyler öğrendikleri söylenir. Genellikle kendi tarzlarında şiir 8 yazmayı ve söylemeyi öğrenirler ki bu onların Muſicasıdır; zira bunun dışında sanatsal bir müzik öğrenmezler. Şiirleri on bir hecelidir 9 ve çoğunlukla aşktan bahseder.

Yakın zamanda tüm halkların adetlerini anlatan Johannes Bohemus Aubanus adında biri, Türklerin krallarının kanunlarının, toprak ve halk yönetimine dair öğretildiği yüksek okullara 10 sahip olduklarını; buradan da kimilerinin ruhani 11, kimilerinin ise dünyevi 12 görevlere getirildiğini belirtir.