50. Bölüm — Selim vs Bayezid — Bayezid Galip
Her ikisi de, hem baba hem de oğul, yolculuklarını aceleyle ve hızla sürdürdüler. Selim babasına neredeyse yarım mil mesafeye kadar yaklaştı ve Conſtantinopel'e giden yolu babasından önce zorla kesmeye yeltendi. Baba bunu fark edince sancakların dikilmesini ve savaş düzenine geçilmesini emretti. Ancak Selim ile gizli bir anlaşması olan Paşalar buna karşı çıktılar ve onun oğluyla savaşmasını istemediler. Zira savaşın, Selim'in galibiyetiyle sonuçlanmasından korktular. Şöyle dediler ve bahane ürettiler: Selim'in iyi donanımlı kırk bin kişilik ordusu vardı, oysa İmparator'un sadece otuz bini vardı; şayet onunla çarpışırsa çok az bir şan ve şeref elde ederdi. Bunun üzerine Bayezid şöyle cevap verdi: "Onun benden daha fazla askeri olmasını hiç umursamıyorum; benim askerim sayıca daha az ve zayıf olsa da, ruh olarak daha cesur ve daha erkeksidirler." Buna karşılık Paşalar şu itirazı öne sürdüler: "Rüzgar ona karşı esiyordu ve Selim'in arkasından geliyordu; üstelik güneş tam yüzüne vuruyordu 1. Bu yüzden savaşmak istese bile az bir zafer elde edebilirdi." Bayezid onlara şu cevabı verdi ve dedi ki: "Rüzgar ve güneş biraz bana karşı olsa da, savaşmak için ondan daha iyi sebeplerim ve daha büyük bir haklılığım var. Ne rüzgar, ne güneş, ne de itaatsiz oğlum Selim'in askerleri bu sebepleri benden alamaz ve alamayacaktır. Madem ki o tüm evlatlık görevlerini ve sevgisini bir kenara bıraktı; saf, küstah ve kibirli bir niyetle kendi babasına karşı isyan etmeye cüret etti, bundan çok az şan ve fayda sağlayacaktır. Bu yüzden 2 sadece susun! Çünkü görünüşe göre siz beni kasap tezgahına teslim etmek istiyorsunuz 3." Bu söz üzerine Paşalar sustular. Derhal sancaklar dalgalandırıldı, savaş boruları çalındı, bölükler ve ordu düzene sokuldu; Selim de aynısını yaptı. Çarpışma vakti geldiğinde, Yunanistan'dan/Rumeli'den bir beyin komuta ettiği iki yüze yakın Carthagiler 4 yani "Ölümüne atılanlar/Öncü kuvvetler", ordunun önünde düşmana karşı cepheye sürüldü; Selim'in tarafında da aynısı yapıldı. Birbirleriyle kıyasıya çarpıştılar 5 ve Kral Bayezid'e öldürdükleri adamların kellesini getirdiler. Kral getirilen her bir kafa için onlara bin Akçe bahşiş verdirdi; zira düşmana karşı ne zaman savaşa başlasalar bu onların adetidir.
Türk İmparatoru, 6 bir arabanın veya tahtırevanın üzerinde, ordunun yan tarafında duruyordu; etrafında muhafızları ve on bin Yeniçerisi vardı. Savaş başlar başlamaz rüzgar dönüp Selim'in aleyhine esmeye başladı. İyi bir süre kıyasıya çarpıştıktan ve her iki taraftan da pek çok asker yaralanıp öldükten sonra, Bayezid oğlunu aniden ve hızla yenmeyi düşündü 7. Tüm ordusunu hızla ve aniden Selim'in birliklerinin üzerine saldırttı. Selim'in ordusu bu muazzam güce karşı koyamayarak darmadağın oldu, tabiri caizse 8 kaçış bayrağını çektiler 9 ve canlarını kurtarmak için tabanları yağladılar 10. Selim, bu ciddiyet karşısında durumu tersine çeviremeyeceğini ve askerlerini tekrar düzene sokamayacağını görünce, en iyisinin 11 kaçmak olduğuna karar verdi. Koyu kahverengi bir atın üzerinde gizlice ve tek başın kaçarak, kadırgalarını 12 bıraktığı yere vardı; bu kadırgalar onu tamamen oradan uzaklaştırdı. Kalan askerleri -ki sayıları epey azalmıştı- dağıldı; bir kısmı esir alındı, bir kısmı öldürüldü. O dönem orada bulunan biri olarak tüm bunları bizzat gördüm; saray hizmetkârları kaçmayı başaran o askerleri ikişer, üçer, dörder veya altışar gruplar halinde birbirine zincirlemiş olarak İmparator'un huzuruna getirdiler. İmparator, bir daha böyle bir şeye cüret edemesinler diye ve diğerlerine ibret olsun diye, bizzat kendi huzurunda hepsinin kellesini kılıçla uçurtturdu 13. Kafaları bir yığın haline getirtip, ölü bedenlerini sanki bir dağ veya kuleymiş gibi üst üste yığdırdı 14. Kendi adamlarından çok az kayıp ve zararla sahayı bu şekilde elinde tutan Bayezid, ordusuyla birlikte üç gün boyunca aynı yerde kaldı ve kutlama yaptı. Takiplerden dönen askerlerinin tümü tekrar toplanana kadar bekledi. Sonra ordusunu saydırdı ve anlaşıldı ki kendi adamlarından sadece yedi yüz kadarı kaçıp gitmiş veya eksilmişti; oysa Selim'in kırk binlik ordusundan geriye sadece sekiz bini kaçıp kurtulabilmişti. Daha sonra Sultan, o depremden dolayı yaklaşık iki yıldır bulunmadığı Conſtantinopel'e doğru yürüyüşüne devam etti. Zaferin sevinciyle ve yanında böylesine şövalyece durup sahayı kazanmasına yardım ettikleri için, Saray mensuplarına 15 ve hizmetkârlarına altın, para ve kıyafetlerden oluşan İmparatorluk lütuflarını ve harikulade büyük hediyeleri sundu ve bağışladı.
Orijinal metin bu bölüm için henüz eklenmedi.
